-
yazmak, senin hangi dilsizliğinden geliyor tanrı*m
Buralarda ve bize çok da uzak olmayan bir ülkenin, akıl ülkelerinin bayrağında ve çarşafında provası yapılmış bir deliliğin sahnesi, sonunda diyorum, gösterime giriyor. Sonunda delilik, vuku bulması gereken vücutta aklı esir edip -tüm akılları ve aklımın tüm ülkelerini, ülkülerini bir hendekte bekletip- kana can ete kemik… Sonunda delilik, çenemde kasılmayı bekleyen, zamanı ve mekanı dünyanın…
-
adını sanını bilmediğin
Sen bilmiyorsun, her gece çığlık çığlığa doğuruyor Gülfem! Her gece Kasıklarında Tepiniyor Depresif düşünceler Sen tertemiz çarşaflarda uyurken Gülfem’i kanlı çarşafıyla birlikte ipe geçirmişler! Sen bilmiyorsun Oysa her gece Gülfem’in bacak arasından akıyor Bacak arasından durmadan Usulca boyun eğdiği yitik ve yorgun bir geleceğin Düşükleri ağlaya ağlaya sızıyor Sen bilmiyorsun Saat gece üçe vurdu mu…
-
aklın hep araf
Masal gibi Bir varmış Esrigün Kabus gibi Bir yokmuş Tüplü bir televizyonmuş gözlerinin önünde, dünya; Bir türlü çekmeyen bir kanal Kalın, siyah çizgili, cızırtılı ekranında Anlayabilmeyi özlüyorsun, sanki aylardır hiçbir şeyi eskisi gibi anlayamıyor, hiçbir şey üstünde uzun uzun durup düşünemiyor, sürekli odağını kaybediyorsun. Zihnin eskisi kadar berrak değil, kafandaki sis bulutlarından nasıl kurtulacağını bilmiyor,…
-
hiçbir sedatif daha sakinleştirici değil
Can, her defasında kırılıp parçalanıyor Ruh, öyle bir acının kıyısında Bambaşka bir adamın suratında, bambaşka bir sevgiliyi bir geceliğine yahut saniyeler süren bir sedatif etkisinde, hiç bitmemecesine dileniyor Acının ruhtaki psikozu, gördüğüm her şeyin ötesine geçip Akrep ve yelkovanı bitimsiz susturuyor, birlikte ısındığımız battaniyenin altında, yalnızca kedileri sevip yaşattığımız bir doruğun, ertesi akşam yeniden tırmanalım,…
-
kendiliğe yalan kendiliğe masal
İlaçların yok artık Ayperi, ismin kadar uzaksın gerçeğinden. Bir gün biteceğini sansan bile ömrün kadarmış yaşadığın bu yabancılaşmanın son tüketim tarihi. İsmin gibi hem gerçek olmaktan çok uzak hem de yüzyıllarca dilden dile anlatılan masallar gibi nefes aldığın dünya; sana hep içten içe yalanmış. Sana hep gökyüzünde uçan kargalar, sokaklarda yürüyen o bambaşka hayatlar ve…
-
koynundaki yılan değil beyaz bembeyaz bir kedi
Beyaz, bembeyaz bir kedi yavrusu geçiyor, öksüz, ıslak; yeşil gözlerinden Beyaz beyaz ıslak kediler geçiyor da aklından Atlıyor rüyalarının bomboş, puslu rıhtımından Beyaz beyaz kediler geçiyor da yanı başından Yalıyor, mosmor olmuş ellerini bahtının karalığından Yalıyor Yüreğinde biriktirdiğin insanların, bir güneşli bir de geceye saklı hikayesini Kirlensin diye Silinsin diye Gebersin diye Çoğalsın diye mikroplardan…
-
kurumsallaşmış memleketin
Hayat, hem fazlasıydı göründüğünden hem de azıydı hep söylenenden. Memleketine döndüğünde hissettiğin karın ağrısıydı bazen, dar yollarıydı Balıkesir’in; insanın aklındaki keçileri kaçıran değil onlarla ölesiye dalga geçen. Hayat, hem fazlasıydı göründüğünden hem de azıydı hep söylenenden. Asla memleketimdir diye sevinerek geri dönemediğin bir şehirdi bazen, orada doğduğuna mı yoksa salt doğuşuna mı pişman olduğuna akıl…
-
yaşamın ben tarafından buzulları
”Yaşamım boyunca uykuyu beklediğim kadar hiçbir şeyi beklemedim. Ancak anlamsızlık ve acı sonsuz bir gelişigüzelliğe vardığı günlerde derin derin, uzun uzun çok yorucu uykuları uyudum. Yorgun, isteksiz ve umutsuz uyanıncaya dek.” diyor Tezer Özlü. Kendimi bu cümlelere ve bu cümlelerin yazılış şekline çok yakın buluyor olmaktan ve böylesi bir iç dünyaya sahip oluşumdan ötürü sevinmeli…
-
ve kargalardır şarkıların
Baksana Şahduman, nasıl da kızarıyorsun hiç olmadık bir şarkı yüzünden. Çiçekler açıyor yanaklarında hiç sevmediğin. Çiçekler dökülüyor yanaklarından, toprağına da bahar kokusuna da asla tahammül edemediğin. Baksana Şahduman, nasıl da kabuslar görüyorsun hiç olmadık bir şarkı yüzünden. Yastık kılıfına usul usul saklanan insanlar -evrenin küçük, dünyanın büyük insanları- başkasının görmediği, senin ise esirgemediğin gözlerinden gün…
-
4.11.2022
Tam geldiğini zannederken kendine, olduğunu zannederken, vardığını zannederken anlıyorsun henüz olmadığını, olamadığını. Bir sabah kalın yorganların altında can çekişirken yorgun ve bitkin bedenin; hem soğuktan tir tir titriyorsun hem de sıcaktan, cehennem alevi gibi sıcaklardan, hem soğuk. Hem sıcak. Hem sıcak. Hem soğuk. Hem buharlaşmakta olan hem de kendi üstünde, kendi kalbinde, kendi anılarında donan…